
SANKO Üniversitesi’nden uzmanlar, kalp sağlığını tehdit eden obezite, yüksek tansiyon, böbrek hastalıkları ve anevrizmaya dikkat çekerek; sağlıklı beslenme, hareket ve deneyimli ellerde uygulanan modern cerrahi yöntemlerin önemini vurguladı.
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Çetin kalbin gizli düşmanlarının obezite, yüksek tansiyon ve böbrek hastalıkları olduğunu belirterek bunlara karşı en önemli reçetenin mutfak ve hareket olduğunu söyledi.
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Feragat Uyğur, kapalı yöntemle yapılan kalp ameliyatlarında hastaların normal yaşama erken dönebildiklerini ancak kalp cerrahinde tecrübenin, başarının anahtarı olduğunu vurguladı.
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Bülent Meşe, Anevrizmanın, arter (Atardamar) çapının yüzde 50’den fazla genişlemesi yani halk arasındaki tabir ile ‘damarlardaki balonlaşma durumu’ olduğunu söyledi.

KALBİN GİZLİ DÜŞMANLARI
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Çetin de kalbin gizli düşmanlarının obezite, yüksek tansiyon ve böbrek hastalıkları olduğunu söyledi.
Kardiyoloji kliniklerinde her gün karşılaştığımız kalp krizleri, kalp yetmezlikleri ve ritim bozuklukları, aslında göğüs kafesimizin içinde aniden ortaya çıkan sorunlar değildir.
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Çetin, kalbin, vücuttaki tüm sistemik süreçlerin, metabolik dalgalanmaların ve yıllar içinde biriken kronik yıpranmaların faturasını en ağır şekilde ödeyen merkez üssü olduğunu söyledi.
“Bugün toplumda sıkça gördüğümüz obezite, yüksek tansiyon, şeker ve böbrek hastalıkları, ortaya çıktıkları organlarla sınırlı kalmayıp sinsice damarlarımızı tahrip eder ve doğrudan kalbimizi hedef alır” diyen Prof. Dr. Çetin, kardiyoloji uzmanı olarak, bu sessiz düşmanların kalbimizi nasıl yıprattığı ve modern tıbbın ışığında alınabilecek etkili önlemlere ilişkin bilgi verdi.
KALBİ KUŞATAN DÖRT BÜYÜK TEHDİT
Prof. Dr. Çetin, kalbi kuşatan dört büyük tehdidi; obezite, hipertansiyon, şeker hastalığı ve kronik böbrek hastalığı olarak sıraladı.

Obezite: Kalbin Üzerindeki Ağır Yük
“Aşırı kilo ve özellikle göbek çevresinde biriken yağlar, kalbimizi mekanik ve kimyasal olarak yıpratır” diyen Prof. Dr. Çetin şöyle devam etti:
“Vücut kütlesi arttıkça, kalbin tüm dokuları beslemek için pompalaması gereken kan hacmi artar; yani kalp sürekli fazla mesai yapar. Daha da tehlikelisi, göbek çevresindeki yağ dokusu damarları tahrip eden iltihap yapıcı kimyasal maddeler salgılar. Obezitenin tetiklediği uykuda solunum durması (Uyku apnesi) ise gece boyu kalbi oksijensiz bırakarak sabaha karşı kalp krizi riskini tavan yaptırır.”
Kritik Sınır: Bel çevresinin erkeklerde 94 cm, kadınlarda ise 80 cm'nin altında tutulması hayati bir güvenlik sınırıdır.
Hipertansiyon: Kalp Kasının Sertleşmesi
Kan basıncının sürekli yüksek seyretmesinin, damar duvarlarında mekanik bir stres oluşturduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Çetin, “Kalp, bu yüksek dirence karşı kan pompalayabilmek için tıpkı ağırlık çalışan bir sporcunun kasları gibi kalınlaşmaya başlar. Ancak bu kalınlaşma hastalıklıdır; kalp kası esnekliğini kaybeder, rahatça gevşeyip kanla dolamaz ve nihayetinde kalp yetmezliği ile ölümcül ritim bozuklukları gelişir” ifadelerin kullandı.
Hedef Değer: Kalp sağlığı için tansiyonun 130/80 mmHg seviyesinin altında tutulması hedeflenir. Günümüzde hasta uyumunu artırmak ve damar direncini daha dengeli düşürmek için birkaç etken maddeyi tek bir tablette birleştiren kombine ilaçları tercih etmekteyiz.

Şeker Hastalığı (Diyabet): Damarların Sinsi Yıkımı
Kardiyoloji pratiğinde şeker hastalığının doğrudan bir kalp hastalığı risk eşdeğeri olarak kabul edildiğini anlatan Prof. Dr. Çetin, şöyle konuştu:
“Kronik yüksek kan şekeri, damarların iç yüzeyini yıpratarak buralarda kolayca yırtılabilen, tehlikeli yağ plaklarının oluşmasına yol açar. Diyabetin en sinsi yönü ise sinir uçlarına zarar vermesidir. Bu hasar nedeniyle, şeker hastaları kalp krizi geçirirken o bilinen şiddetli göğüs ağrısını hissetmeyebilirler. Ağrı yerine sadece nefes darlığı veya halsizlik yaşayan hastada teşhis gecikebilir.”
Şeker Takibi: Son 3 aylık şeker ortalamasını gösteren HbA1c değerinin yüzde 7'nin altında olması istenir. Yeni nesil şeker ilaçları (İdrarla şeker atan tabletler veya haftalık iğneler) sadece şekeri düzenlemez, doğrudan kalbi koruyarak kalp yetmezliği riskini azaltır.

Kronik Böbrek Hastalığı: Sıvı ve Kireç Baskısı
Kalp ve böbrekler vücudun sıvı dengesini korumak için ortak çalıştığını belirten Prof. Dr. Çetin, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Böbrekler kanı süzemediğinde vücutta sıvı birikir ve bu sıvı yükü doğrudan kalbi yetmezliğe sürükler. Ayrıca böbrek hasarı vücuttaki kalsiyum dengesini bozarak kalsiyumun damar duvarlarına çökmesine, yani damarların adeta kireçli bir boru gibi sertleşmesine neden olur. Tedavide hem böbreği koruyan hem de kalbin sıvı yükünü azaltan yeni nesil özel koruyucu ilaçlar ve idrar söktürücüler kullanılır.”
KALBİMİZİ KURTARACAK YAŞAM TARZI REÇETESİ
Hangi gelişmiş ilaç tedavisi uygulanırsa uygulansın; mutfağımızın ve hareket düzeyinin düzeltilmediği sürece kalbin tamamen korunamayacağına vurgu yapan Prof. Dr. Çetin, günlük hayatta gramlarla uğraşmadan uygulanabilecek pratik sağlık rehberi konusuna değindi.
Pratik Ölçülerle Akdeniz Tipi Beslenme:
Prof. Dr. Çetin, pratik ölçülerleAkdeniz tipi beslenmeye yönelik şu önerilerde bulundu:
“Tuz (Silme Bir Tatlı Kaşığı): Günlük toplam tuz tüketiminiz silme bir tatlı kaşığını (5 gram) geçmemelidir. Bu miktara ekmek ve salçadaki gizli tuzlar dahildir. Masadan tuzluğu kaldırın; yemeğe tat vermek için kekik, nane ve limon kullanın.
Yağ (Yemek Kaşığı Hesabı): Margarin, tereyağı ve kuyruk yağı damarları tıkar. Temel yağınız sızma zeytinyağı olmalıdır. 1 kilo sebze yemeğine 4-5 yemek kaşığı zeytinyağı eklemek ideal ölçüdür.
Ekmek ve Karbonhidrat: Beyaz ekmek, pirinç pilavı ve hamur işleri damar yapısını bozar. Bunların yerine lifli olan tam buğday ya da çavdar ekmeği tercih edilmelidir. Her ana öğünde 1-2 ince dilim tam tahıllı ekmek yeterlidir. Menüde çorba veya bulgur varsa ekmek yenmemelidir.
Sebze ve Meyve (Avuç ve Yumruk Ölçüsü): Günde en az iki büyük avuç içi dolusu pişmiş sebze yemeği veya çiğ salata (Özellikle ıspanak, brokoli gibi koyu yeşillikler) tüketilmelidir. Meyve tüketimi ise günlük kendi yumruğunuz büyüklüğünde 2 adet taze meyve ile sınırlandırılmalıdır.
Baklagiller ve Protein: Haftada 2-3 gün, bağırsaklardan kolesterol emilimini engelleyen kuru fasulye, nohut veya mercimek gibi baklagillerden 6-8 yemek kaşığı (Susuz) tüketilmelidir. Haftada en fazla 1-2 gün bir avuç içi büyüklüğünde yağsız kırmızı et; en az 2 gün ise damar koruyucu Omega-3 içeren fırın veya ızgara balık yenmelidir.
Kuruyemiş: Günde bir avuç içi kadar kavrulmamış ve tuzsuz ceviz, badem veya fındık kötü kolesterolü düşürmeye yardımcı olur.”

Hareket ve Egzersiz Protokolü
Hareketsiz yaşamın damarları ‘paslandırdığına’ işaret eden Prof. Dr. Çetin, “Egzersiz yapmak vücutta doğal bir damar genişletici olan nitrik oksit gazını salgılatır, tansiyonu düşürür ve şekerin hücreler tarafından kolayca yakılmasını sağlar” diyerek, yapılması gerekenleri özetledi.
[Düzenli Egzersiz] ➔ [Doğal Damar Genişletici Gaz (Nitrik Oksit)] ➔ [Tansiyonun Düşmesi ve Temiz Damarlar]
Hareket ve egzersizin kalp sağlığı üzerinde önemli rol oynadığına dikkat çeken Prof. Dr. Çetin, önerilerini şöyle sürdürdü:
“Haftalık Süre: Kalp sağlığı için haftanın 5 günü, günde 30 dakika olmak üzere haftada toplam 150 dakika orta yoğunlukta egzersiz hedeflenmelidir.
İdeal Tempo (Konuşma Testi): En ideal egzersiz tempolu yürüyüş, düz yolda bisiklet sürmek veya yüzmedir. Yürürken yanınızdaki kişiyle kesik cümlelerle konuşabiliyor ancak şarkı söyleyemiyorsanız, kalp için en faydalı olan ‘orta yoğunlukta’ egzersiz yapıyorsunuz demektir.
Adım Hedefi: Gün içinde uzun süre oturur pozisyonda kalmamak ve damar esnekliğini korumak için günde 7.000 ila 10.000 adım atılmalıdır.”
Önemli Uyarı: Bilinen kalp hastalığı, gizli şekeri veya ileri derece tansiyonu olanların, ağır sporlara başlamadan önce mutlaka bir kardiyoloğa muayene olup, efor testi yaptırması gerekir.
Son Söz
Kalbimizin ömür yolculuğu boyunca hiç durmadan çalışan en sadık dost olduğunu anımsatan Prof. Dr. Çetin, sözlerini şöyle tamamladı:
“Onu yüksek tansiyonun mekanik baskısına, şekerin sinsi tahribatına, obezitenin ağır iş yüküne ve böbrek yetmezliğinin sıvı baskısına karşı tek başına terk edemeyiz.
Kronik hastalıkları doğru yönetmek, sadece o organları kurtarmakla kalmaz; yaşamın kaynağı olan kalbimizi de geleceğe güvenle taşır.
Doktor kontrollerinizi aksatmayın, ilaçlarınızı düzenli kullanın ve mutfağınız ile hareketinizi kalbinize göre ayarlayın. Unutmayın, hayat ritmini kalbinizden alır.”

VÜCUDUMUZDA BİR TEHLİKE İLE YAŞIYOR OLABİLİRİZ
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Bülent Meşe, “Vücudumuzda ‘anevrizma’ adı verilen bir tehlike ile yaşıyor olabiliriz” dedi.
Anevrizmanın, arter (Atardamar) çapının yüzde 50’den fazla genişlemesi yani halk arasındaki tabir ile ‘damarlardaki balonlaşma durumu’ olduğunu kaydeden Doç. Dr. Meşe, şöyle devam etti:
“Atardamarlar üç katmandan oluşan, vücudun temiz kan ve besin ihtiyacını karşılayan yollardır. Kalp temiz kanı pompalar ve arterler de bu kanı dokulara iletir. Bazı nedenlerle arterlerde genişlemeler oluşur ve bu durum damar duvarının zayıflamasına, içten içe katmanlarının yırtılmasına veya patlamasına yol açabilir. Bu durumlar bir insanın dakikalar içinde hayatını kaybetmesine dahi yol açabilir.”
Anevrizmaların, vücudumuzun her yerinde görülebilmekle birlikte en çok göğüs ve karın boşluğundaki arterlerde görüldüğünü belirten Doç. Dr. Meşe, “Kalpten çıkan, göğüs ve karın boşluğunda organlara dallar vererek ilerleyen ana arterleri ‘aorta’ olarak tanımlıyoruz. Bu arterlerdeki anevrizmalar da ‘aorta anevrizması’ olarak tanımlanmaktadır” dedi.

Anevrizmaların başlıca nedenlerini genetik yatkınlık, hipertansiyon, tütün veya tütün ürünlerinin damarlardaki etkisi, darbe ya da tıbbi girişimler olarak sıralayan Doç. Dr. Meşe, şu bilgileri paylaştı:
“Bulunduğu yerde komşu organlara yaptığı baskıya bağlı olarak çok farklı belirtiler (Ağrı, yutma bozukluğu, ses kısıklığı, nefes darlığı vb.) verebildiği gibi hiçbir belirti vermeyebilir de.
Tehlike de tam olarak burada saklı. Biz bu tür olguları çoğu kez rutin muayeneler esnasında tesadüfen saptıyoruz. Fakat birçok hasta vücudunda her an tehlikeye neden olabilecek anevrizmalarla yaşamaktadır. Anevrizmalar da bu arada belirti vermemesi nedeni ile gizlice büyümeye devam etmektedir.”
Büyümeye devam eden anevrizmaların damar duvar gücü hızla azalarak yırtılmaya ya da patlamaya daha fazla eğilim gösterdiğini anımsatan Doç. Dr. Meşe, sözlerini şöyle sonlandırdı:
.jpg)
“Ailenizde anevrizma, damar yırtılması, damar genişlemeleri ile ilişkili genetik hastalık öyküsü var ise, sizde de hipertansiyon, tütün kullanımı gibi risk faktörlerinin varlığı söz konusu ise anevrizma araştırması için en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanızı tavsiye ederiz.”

DENEYİMLİ ELLERDE YAŞAMA YENİDEN BAŞLAYIN
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Feragat Uyğur, “Kalp ameliyatları açık yapılabildiği gibi kapalı olarak da yapılabiliyor. Açık kalp ameliyatı göğüste sternum kemiğinin (İman tahtası) yukarıdan aşağıya ortadan ikiye kesilmesi ile ön mediastene girilmesi ve oradan kalbe ulaşılması ile yapılan ameliyat şeklidir. Kalbe ulaştıktan sonra arteriyel ve venöz kanül buradan yerleştirilir ve hasta kalp-akciğer makinesine bağlanarak açık kalp ameliyatı başlamış olur” dedi.
Kapalı kalp ameliyatlarını ise 3 kategoride değerlendirmek gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Uyğur, bunları şöyle sıraladı:
“1. Koroner by-pass operasyonu, 2. Mitral kapak, triküspit kapak ve konjenital anomaliler (ASD, VSD, vb.), 3. Aort kapak, aort anevrizması.”

KORONER BY-PASS OPERASYONU
“Burada insizyon (Cerrahi kesi) hattı sol 3’üncü veya 4’üncü interkostal aralıktan (Kaburga arası) girilerek kalbe ulaşılır” diyen Dr. Öğr. Üyesi Uyğur, şöyle devam etti:
“Ancak kalp akciğer makinesine bağlamak için hastanın sağ femoral arteri ve veni kullanılır. Arteriyel kanül sağ femoral artere, venöz kanül sağ femoral vene yerleştirilir ve pompaya girilerek ameliyata devam edilir. Greft materyali olarak sol İTA (İç göğüs arteri) insizyon hattından girilerek hazırlanır, safen veni veya radyal arter açık veya endoskopik olarak hazırlanır.”
MİTRAL KAPAK, TRİKÜSPİT KAPAK VE BAZI KOMPLEKS OLMAYAN KONJENİTAL ANOMALİLER
Bu tür ameliyatlarda ise sağ 5’inci interkostal aralıktan (Sağ 5’inci kaburga arası) kesi yapılarak kalbe ulaşıldığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Uyğur, “Bunlarda da yine kalp akciğer makinesine bağlamak için sağ arter ve ven femoralis kullanılır. Kanülasyon yapıldıktan sonra pompaya girilir ve ameliyata devam edilir” diye konuştu.
AORT KAPAK VE AORT ANEVRİZMALARI
Aort kapak ve aort anevrizmaları ameliyatlarında sağ 3’üncü interkostal aralıktan girilerek kalbe ve aortaya ulaşıldığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Uyğur, “Yine teknik kolaylık açısından kalp akciğer makinasına bağlanmak için sağ arter ve ven femoralis kullanılır. Kanülasyondan sonra pompaya girilerek operasyona devam edilir” dedi.
KAPALI KALP AMELİYATLARININ AVANTAJLARI
Kapalı kalp ameliyatlarında hastanın erken mobilize olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Uyğur, şu açıklamayı yaptı:
“Hasta buna bağlı olarak normal yaşantısına daha erken dönmektedir. Açık ameliyatının yapılması durumunda hasta en az 1 ay sırt üstü yatmak zorunda kalacak ve oturup kalkarken mutlaka destek alması gerekecektir. Kapalı yöntem ile hasta 7-10 gün içinde tamamen istediği hareketi yapabilmektedir. Diğer önemli nokta ise hastanın kendini psikolojik açıdan daha iyi hissetmesidir. İnsizyon hattının kısa olması ve kemiklerin kesilmemesinden dolayı enfeksiyon riski daha az olduğu gibi ağrı hissi de daha az olmaktadır.”

KAPALI KALP AMELİYATININ DEZAVANTAJLARI
Uygun hasta seçimi yapıldığında kapalı kalp ameliyatının dezavantajı bulunmadığına dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Uyğur, “Özellikle koroner by-passlarda hasta seçimi çok önemlidir. Koroner by-pass ameliyatlarında damar kalitesinin iyi olması, 1 mm’den kalın olması tercih edilir. Özellikle çok yaygın damar hastalığı olanlar ve damarları 1 mm’den daha ince olanlar tercih edilmemelidir” şeklinde konuştu.
Ameliyat öncesi yapılan tetkiklerde ulaşılan bulguların karar vermede önemli etkenler olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Uyğur, bu durumu şöyle örneklendirdi:
“Kalbi çok büyümüş ve çok zayıflamış hastalar EF (Ejeksiyon fraksiyonu: Kalbin vücuda oksijen yönünden kan pompalama ölçeği) yüzde 25’ten küçük alınmamalıdır. Ana atar damar (Aorta) ve karın damarında (Abdominal aorta iliak arterler, ana femoral arter) aşırı kireçlenme ve ciddi darlık, tıkanıklık durumlarında alınmamalıdır.
Kanülasyonu zorlaştıracağı ve komplikasyon riskini arttıracağı için;
- Ciddi akciğer hastalığı olanlar (İleri KOAH, ciddi amfizem, vb.),
- Vena cava inferior veya iliak venlerde trombüs olması, derin ven trombozu vb. durumlarda da kanülasyon yapılamayacağı için yapılmaması gerekir.
- Bunlara ek olarak ana atar damarı aorta çok sağ yerleşimli ise şartları zorlaştırmamak lazım.”

İKİ AMELİYAT ARASINDA BİR FARK VAR MI?
Her iki yöntemle de hedeflenen damarlara by-pass yapıldığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Uyğur, sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Yapılan işlemlerde bir fark olmamakla birlikte hastanın fayda görmesi her iki yöntemde de aynı olup sadece kapalı yöntemle opere olan hastalar normal yaşama erken dönme avantajına sahip olurlar. Bu durum, kapak veya konjenital ameliyatlar için de aynıdır. Sonuç olarak ameliyatta aynı işlemler yapılmakla birlikte sadece kesi yerleri farklı olmaktadır. Kalp cerrahinde tecrübe, başarının anahtarıdır.”
Kaynak:Haber Merkezi


































Yorum Yazın