Gaziantep'te o klinik göz kamaştırıyor...
SAĞLIKGaziantep'te Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fatma Bahar Cebesoy ile eşi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Cebesoy Avrupai tarzda oluşturulmuş özel kliniklerinde son teknoloji ekipman ve teknolojiyle dünya standartlarında sundukları sağlık hizmetleri ile dikkat çekiyor.
Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Cebesoy ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fatma Bahar Cebesoy 15 Temmuz Mahallesi 148044 nolu sokak İconova- Primemall AVM karşısında 3 katlı özel kliniklerinde hastaları için hizmet veriyor.
Oğuz Cebesoy, özel kliniğinde artroskopik cerrahi, protez ameliyatları, omurga hastalıkları ve çocuk ortopedisi alanlarında tedavi sunarken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fatma Bahar Cebesoy ise kadın hastalıkları ve kadın doğum, ayrıntılı ultrason, orgazm aşısı, lazer ile vajinal daraltma ve genital estetik, yumurtalık kisti tedavisi, aşılama tedavisi, labioplasti estetiği, kızlık zarı dikimi, idrar kaçırma tedavisi, genital beyazlatma, genital sigil HPV tedavisi, vajinal mantar tedavisi, vajinal akıntı ve tüp bebek tedavisi alanlarında hizmet sunuyor. Hasta memnuniyeti ile birçok hastaya ulaşan Cebesoy çifti Gaziantep'e olduğu kadar bölge illerden gelen hastalara da hizmet sunuyor.
Prof. Dr. Oğuz Cebesoy, kliniğinde tedavi ettiği hastalarına sunduğu sağlık hizmetlerini fizyoterapist destekleri ile de sürdürüyor. Prof. Cebesoy, ameliyatını gerçekleştirdiği hastaları için özel kliniğinde hasta takibini gerçekleştirerek klinikte bulunan fizyoterapist eşliğinde tedaviye son şeklini vererek hastalarını sağlıklarına kavuşturuyor.
FATMA BAHAR CEBESOY KİMDİR?
Akademik bilgilerinden bahseden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fatma Bahar Cebesoy, kısa özgeçmişini şu ifadelerle dile getirdi: "Prof. Dr. F.Bahar CEBESOY 1 Ağustos 1976’da Eskişehir’de doğdu. 2000 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde tıp doktorluğu eğitimini aldı( 1. Olarak mezun ). 2000-2005 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü Araştırma Görevlisi, 2005 yılında Ankara Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğinde uzmanlığını aldı. 2006 yılında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü Öğretim Görevlisi olarak görev yaptıktan sonra aynı yıl Yard. Doç unvanını aldı. 2011 yılında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü Doç. Dr. unvanı, 2022 de Prof ünvanı alan Dr. Fatma Bahar Cebesoy, Gaziantep kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olarak özel muayenehanesinde hastalarına hizmet vermektedir."
"TÜP BEBEK KADIN VE ERKEĞE AİT ÜREME HÜCRELERİNİN VÜCUT DIŞI KOŞULLARDA DÖLLENDİRİLMESİ İŞLEMİDİR"
Tüp bebeğin tanımını yaparak çocuk sahibi olamayan çiftlere uygulanan tüp bebek tedavi yöntemlerinin tıbbi detaylarından bahseden Cebesoy, "Tüp bebek, kadın ve erkeğe ait üreme hücrelerinin vücut dışı koşullarda döllenme işlemi olarak özetlenebilir. Tüp bebek doğal yollarla ve diğer yöntemlerle çocuk sahibi olamayan çiftlere uygulanır.
Tüp bebek tedavisi öncesi mutlaka kadında hormon tahlilleri, rahim filmi işlemi, erkekte ise sperm tahlili yapılır. Bu yöntemde, öncelikle kadına 10-12 gün boyunca yumurtaların büyümesi ve gelişmesi için özel ilaçlar verilir. Bu ilaçların hepsi enjeksiyon yani iğne şeklindedir. Gelişen yumurtalar tüp bebek merkezinde özel bir yöntemle toplanır ve erkekten alınan sperm hücresi ile laboratuarda döllenir. Dış ortamda oluşan bu embriyolar 3 ila 5 gün takip edildikten sonra kadın rahmine ince bir kateter yoluyla yerleştirilir. Bu işleme embriyo transferi adı verilir. Kadın rahminin içine 1 veya 2 embriyo transfer edilebilir. Geri kalan sağlıklı embriyolar isteğe bağlı olarak dondurularak saklanabilir" diye konuştu.
"KISIRLIK ERKEK VE KADINLARDA FARKLI ŞEKİLDE KENDİSİNİ GÖSTEREBİLİYOR"
Kısırlık sebebinin hem erkekten hem de kadından kaynaklı olabileceğini söyleyerek kadın ve erkeğe uygulanan tıbbi işlemlerden bahseden Cebesoy, "Tüp bebeğe ihtiyaç duyan çiftlerde kısırlık sebebi kadın veya erkeğe bağlı olabilir. Kadınlarda en çok tüplerde tıkanıklık veya yumurtalıklarda yeterli ve kaliteli yumurta olmaması kısırlık sebebidir. Erkeklerde ise sebep sperm sayısının az ve hareketinin yavaş olması ve bazen de sperm hücresinin hiç olmaması durumu olabilir. Erkekte sperm bulunamaması durumunda mikro tese denen yöntemle yumurtalıktan sperm ameliyat yolu ile alınarak tüp bebek işlemi yapılabilir. Tüp bebek sonucunda gebelik başarısı kısırlık sebebine bağlı olarak değişir. Kaliteli embriyo elde edilebildi ise yüzde 70 gebelik oluşur.
"FEMİLİFT LAZER TEDAVİSİ İLE AMELİYATSIZ BİR ŞEKİLDE TEDAVİ OLMAK MÜMKÜN"
Femilift lazer uygulamasından bahsederek özellikle normal doğum yapan çoğu kadında vajinal bollaşma ve idrar kaçırma sorunlarının görüldüğünü söyleyerek bu rahatsızlıkların ameliyatsız bir şekilde femilift lazer uygulaması ile tedavi edilebildiğini söyleyen Cebesoy, "Lazer en çok vajinal daraltma ve idrar kaçırma için uygulanır. Normal doğum yapan kadınlarda vajinal bollaşma ve idrar kesesinde sarkmaya bağlı idrar kaçırma çok sık görülür. Bu durum kadınlarda hayat kalitesini ve cinsel hayatı çok etkiler. Daha önceki yıllarda düzeltilmesi için ameliyattan başka çaresi bulunmayan bu durum artık femilift lazer ile tedavi edilebilir" ifadelerine yer verdi.
"FEMİLİFT LAZER UYGULAMASI VAJİNAL DOKUNUN UYARILMASI İLE GENÇLEŞEREK YENİLENMESİNİ SAĞLIYOR"
Femilift lazer uygulamasının vajinal dokunun uyarılarak gençleşmesi ve yenilenmesinin sağladığını söyleyen Cebesoy, "Lazer işlemi vajinal dokuyu uyararak gençleşmeyi ve yenilenmeyi sağlayan hücrelerin ortaya çıkmasını sağlar. Bu hücreler vajinal dokuda sıkılaşma ve toparlanma sağlar" dedi.
"FEMİLİFT LAZER UYGULAMASI JİNEKOLOJİK BİR UYGULAMADIR VE YÜZDE 95 HASTA MEMNUNİYETİ SAĞLAR"
Femilift lazer uygulamasının jinekolojik muayene masasında ağrısız bir şekilde ve 15 dakika gibi kısa bir süre içinde gerçekleştirilerek yüzde 95 oranında hasta memnuniyeti sağlandığını belirten Cebesoy, "Femilift lazer özel işlem başlığı ile jinekolojik muayene masasında uygulanır. Ağrısızdır. 15 dakikalık kısa bir işlemdir. 6 hafta aralıklarla 3 veya 4 seans uygulanır. Etki ilk seanstan itibaren görülmeye başlar. Uygulamanın yan etkisi yoktur. Hasta memnuniyeti yüzde 95 oranlarını bulur" ifadelerine yer verdi.
"FEMİLİFT BİRÇOK VAJİNAL RAHATSIZLIKLAR İÇİN DE TEDAVİ YÖNTEMİDİR"
Femilift lazer uygulamasının diğer uygulama gerekçelerinden bahseden Cebesoy, şu ifadelerde bulundu: "Kronikleşmiş mantar ve diğer vajinal enfeksiyonlarda, vajinal kuruluk şikayeti olanlarda, cinsel ilişki sırasında tatminsizlik şikayeti olanlarda da etkili olarak kullanılabilir bu yöntem."
Vajinismus'un tanımını yaparak vajinismus rahatsızlıklarında uygulanan cerrahi ve psikoterapi yönteminden bahseden Cebesoy, "Vajinismus cinsel ilişkiye girememe durumudur. Genellikle yeni evli çiftlerde görülür. Genelde psikolojik faktörlere bağlı bu durum bazen de yapısal darlıklar nedeni ile olur. Yapısal sebeple olanlara cerrahi tedavi uygulanır. Psikolojik sebeple olanlara psikoterapiyi de içeren seanslı tedavi uygulanır. Erken tedavi edildiğinde tedavi süresi 4-5 seans ( 1 hafta) da tamamlanır. Başarı oranı yüzde 100'e yakındır" diye konuştu.
PROF. DR. OĞUZ CEBESOY KİMDİR?
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Cebesoy akademik eğitim sürecinden bahsederek kısa özgeçmişini şu ifadelerle dile getirdi: "Prof. Dr. Oğuz Cebesoy, lisans öncesi öğrenimlerinin ardından Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde (İngilizce) başladığı tıp eğitimini 1999 yılında başarıyla tamamlayarak tıp doktoru unvanı almıştır. İhtisasını ise, 2001 – 2005 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yaparak Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı olmuştur. Uzmanlık eğitimi sonrasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde görev almış olan Prof. Dr. Oğuz Cebesoy. 2005-2007 Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Öğretim Gör. 2007-2011 Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Yar. Doç. 2011 Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Doç. Dr. 2016 Hasan Kalyoncu Üniversitesi Prof. Dr. unvanları ile görev almış şu anki mesleki çalışmalarına Gaziantep ortopedi özel kliniğinde devam etmektedir."
PROF. DR. OĞUZ CEBESOY: "DİZ AĞRILARI ORTOPEDİK OLARAK DÜNYADA EN SIK GÖRÜLEN ŞİKAYET"
Diz rahatsızlıklarının ortopedik olarak en sık görülen şikayetler arasında yer aldığını ve diz ağrılarının sebeplerini detaylarıyla açıklayan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Oğuz Cebesoy şu açıklamalarda bulundu: "Diz rahatsızlıkları, ortopedi kliniğimizde en sık gördüğümüz ve tüm dünyada da en sık şikâyet edilen konuların başında gelir. Sabahları yataktan kalktığınızda dizinizde kilitlenme oluyorsa ya da yürürken diz ağrısı hissediyorsanız, hareket ettiğinizde dizlerinizde yanma ve şişkinlik oluyorsa bunların sebebi şu problemlerden de kaynaklanabilir. Diz ağrısı yapan önemli hastalıklar şunlardır. 1- Yangılı romatizmal hastalıklar ve dizde ağrı (Diz ekleminin içini döşeyen sinoviyal zar yangılı romatizmal hastalıkların seyrinde etkilenir ve zarda şişlik ve eklem sıvısında artma meydana gelir.) 2- Diz ekleminin bağlarının hastalıkları (Diz ekleminde eklemi sağlamlaştıran iç-dış, yan ve çapraz bağlar vardır. Zedelenmenin ağırlığına göre eklemde ağrı, kuvvetsizlik ve eklemde şekil bozuklukları görülür. 3- Menisküs lezyonları ve diz arkası ağrısı (Diz ekleminde bulunan menisküsler eklemin esnekliğini, kayganlığını, dayanıklılığını artıran yapılardır. Menisküsler eklem sıvısı ile beslenirler. Kolay zedelenirler.) Menisküs zedelenmesi travmalar sonucu ortaya çıkar. Gençlerde ve sporcularda sıktır. Genellikle ani ve şiddetli bir diz travmasını takiben görülür. Klinik olarak eklemde ağrı, şişlik, hassasiyet, dizin boşalması ve kilitlenme gibi belirtiler görülür. Bazı özel muayene testleri ile menisküs zedelenmelerinin tanısı konulur. 4- Diz kireçlenmesi (Diz eklemi kireçlenmesi ileri yaşlarda en sık görülen diz ağrısı nedenidir. Kireçlenmelerde ilk belirti azdan çoğa doğru yavaş yavaş artan ağrılardır. Ağrı dizin ön, arka veya yan bölümlerinde olabilir. Ağrı önceleri istirahatta iken ileri dönemlerde devamlı bir hal alır. Hastaların yürüme esnasında ilk adımları çok ağrılıdır. Bir süre hareket edince ağrılar kısmen azalır. Uzun süre yürüyünce tekrar ağrılar artar. Hastalık ilerledikçe hastanın merdiven inip çıkması, tuvalete oturması, namazını kılması zorlaşır. Bazı günlük işlerini oturarak yapar hale gelir. Sonuçta diz hiç bükülemez bir hale gelir. Eklemde ağrı ve hareket zorluğu yanında hareketler esnasında ses duyulması, zaman zaman şişlik, diz kaslarının zayıflaması, dizde şekil bozukluğu ve çarpıklıklar gibi belirtilerde ortaya çıkar. Röntgende eklem aralığının daraldığı veya tamamen kapandığı, yeni kemik çıkıntılarının oluştuğu, kemiklerin zayıfladığı ve şekil bozukluklarının geliştiği görülür. Diz ağrılarının devamında şu gerekçeler de yer almaktadır: "Diz kasının hastalıkları, Diz kapağı hastalıkları, Diz iltihaplanmaları ve diz ağrılar, Diz eklemindeki şekil bozuklukları, Tümörler, Yayılan ağrılar ve bacak diz ağrısı bacak damarlarının hastalıkları ve tıkanmaları dize yayılabilir."
"BELİRGİN DİZ AĞRILARININ ARDIN MEYDANA GELEN RAHATSIZLIKLARA DİKKAT!"
Belirgin diz ağrılarının ardından birçok diz ve bacak rahatsızlıklarının oluşabileceğini ve bu rahatsızlıkların hissedilmesi durumunda mutlak suretle bir ortopedi doktoruna başvurulması gerektiğini söyleyen Cebesoy, "Özellikle uykudan uyandığınızda veya ters hareketlerde dizinizde kilitlenme varsa. Hareketler sonrası dizinizde şişlik ve ısı artışı varsa, Çömelme ve ayağa kalkmada zorluk çekiyorsanız, Yürüyüşünüz dizinizde ağrılara neden oluyorsa, Dizinizi bükerek oturduğunuzda dizinizde tutulmalar veya ağrılı durumlar yaşıyorsanız, Dizinizde yer yer şişlikler görüyorsanız, Dizinizde bacağınızı salladığınızda hissettiğiniz bir tıkırdama veya boşluk hissi oluşuyorsa mutlak suretle bir ortopedi doktoruna başvurulması gerekmektedir" diye konuştu.
"ERKEN TANI TEDAVİ SÜRECİNİ HIZLANDIRIYOR"
Diz ağrılarının birçok sebeple kendisini gösterebileceğini söyleyerek erken tanı ile çok daha kısa sürede hastalığa çözüm bulunabildiğini söyleyen Cebesoy, "Diz ağrılarına neden olan rahatsızlıklar değişik şekillerde ve değişik hastalıkların sonucunda meydana gelebilmektedir. Diz ağrılarının bir özelliği erken tedavi edildiğinde basit yöntemlerle; eklem içi enjeksiyon, fizik tedavi ve ilaçlar ile tedavi edilebilmesidir. Ancak geç kalındığında ya da konservatif tedaviye cevap alınamadığında kapalı (artroskopik), yada mini açık cerrahiler ile başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir" dedi.
"SKOLYOZ OMURGANIN GÖĞÜS VEYA BEL BÖLGELERİNDE GÖRÜLEBİLEN YANA DOĞRU EĞRİLİKTİR"
Skolyoz'u omurganın göğüs veya bel bölgelerinde görülebilen, yana doğru eğrilik olarak tanımlayan ve bu rahatsızlığın daha çok kız çocuklarında görüldüğünü söyleyen Cebesoy, "Skolyoz, omurganın göğüs veya bel bölgelerinde görülebilen, yana doğru eğriliğidir. Tek başına olabileceği gibi, kifoz (arkadan öne doğru anormal bir eğrilik) ile beraber de görülebilir (Kifoskolyoz). Hastalık kız çocuklarında daha sık görülmektedir" ifadelerinde bulundu.
"SKOLYOZ BİRÇOK SEBEBE BAĞLI OLARAK MEYDANA GELEBİLİYOR"
Skolyoz'un birçok sebebe bağlı olarak oluşabildiğini ve tıpta net sebeplerinin halen tespit edilemediğini dile getiren Cebesoy, "Skolyoz'un yoğun olarak 10'lu yaşlarda ortaya çıktığını ve nedeninin halen tıpta net olarak bilinemediğini söyleyen Cebesoy, "Skolyoz çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilmektedir. Ancak sıklıkla karşılaşılan skolyozlar, daha çok 10’lu yaşlarda ortaya çıkan ve nedeni tam olarak halen bilinmeyen (idiyopatik) grupta görülen skolyozlardır. Skolyozların başka bir sebebi doğuştan olabilir (konjenital). Bu durum genellikle omurgadaki bir kusura( eksik veya fazla oluşum) veya birbirine kaynamış ve ayrılamamış omurgalara bağlıdır. Diğer bir sebep Polio (çocuk felci), beyin felci ( serebral palsi) veya kas distrofisi (erimesi) gibi durumlara bağlı olarak kasların felci sonucunda oluşabilir.Bacak uzunluk farkına bağlı, tümöre bağlı, postüral duruşa bağlı; özellikle çok fazla tablet ve telefona bakma ya da öne çok eğilerek ders çalışma da gerekçeler arasında sıralanabilir" diye konuştu.
"SKOLYOZ GÖRÜNÜM BOZUKLUĞU SIRT VE BEL AĞRISI, YORGUNLUK VE NEFES DARLIĞI BELİRTİLERİ GÖSTERİYOR"
Skolyozun belirtilerini değerlendiren Cebesoy, "Omurganın yana doğru eğriliği, omuz ve kalçaların aynı hizada durmaması (Bir tarafta kürek kemiği çıkıntısı daha dışarıya doğrudur, kaburgalar bir tarafta daha yüksektir), birinci eğriliği karşılayıcı ikinci bir eğri varlığı ( çoğu zaman kompanzatuar eğrilikte denir), sırt ve/veya bel ağrısı, yorgunluk, nefes darlığı ve kozmetik ( görünüm) bozukluk, en önemli bulgulardır" diye konuştu.
"AİLELERİN SKOLYOZA KARŞI DİKKATLİ OLMASI GEREKİYOR"
Aileleri skolyoza karşı uyararak belirtilerin neler olduğunu açıklayarak tespit edilmesi durumunda hekime başvurulması gerektiğinin altını çizen Cebesoy, "Skolyozlu çocukların çok büyük bir kısmı eğrilik ileri evrelere gelip eğrilik artık her pozisyonda rahat fark edilir hale geldiği zaman ebeveynleri tarafından fark edilmektedirler. Çocuklarınızın skolyoz hasta olup olmadığını anlamak için, çocuğumuza kollarını da aşağıya sarkıtarak öne eğilmesini söyleyelim, eğildiği zaman baş tarafından ya da kalçalar tarafından sırtına bakalım. Eğer sırt simetrik ise skolyoz olması ihtimali çok düşüktür. Eğer sağ ve sol arasında birkaç milimetreden fazla fark varsa, o zaman skolyozdan şüphelenip mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. Ayrıca her iki omuz aynı hizada mı?, Bel çukurları eşit mi? Mutlaka bakılmalıdır. Skolyoz tedavi edilebilen bir hastalıktır" açıklamalarında bulundu.
"SKOLYOZDA BELİRLİ DERECEYE ULAŞMADAN CERRAHİ MÜDAHALEYE GEREK DUYULMAZ"
Skolyozun tespit edildiği andaki derecesine ve çocuğun o dönemden sonraki olası büyüme miktarına göre tıbbı mücadele yapıldığının altını çizen Cebesoy, vücuttaki eğriliğin belirli oranları geçmediği sürece cerrahi müdahaleye gerek olmadığını söyleyerek şu ifadelerde bulundu: "Tedavi skolyozun tespit edildiği andaki derecesine ve çocuğun o dönemden sonraki olası büyüme miktarına göre değişir. Ana amaç çocuğun gereksiz bir cerrahi müdahale ile karşılaşmamasıdır. İdiopatik skolyozlarda büyümesi tamamlanmış çocuklarda, sırtta 40 derece, belde 30 dereceyi aşmadıkça cerrahi müdahaleye gerek her zaman yoktur. Çünkü bu durumda skolyozun ciddi bir ilerleme şansı yoktur ve hayatı çok etkilememektedir."
"SKOLYOZA KARŞI KLİĞİMİZDE ÖZEL FİZYOTERAPİST EŞLİĞİNDE SCHROT(SİROD) TEKNİĞİ İLE TEDAVİ SUNUYORUZ"
Skolyozlu çocuklarda 10 dereceyi aşan durumlar için korse tedavisi uygulanabildiğini ve kendi kliniğinde özel fizyoterapist eşliğinde Sirod tekniği ile tedavi uygulayabildiğini belirten Cebesoy, "Büyümesi devam eden çocuklarda 10 dereceyi aşan skolyozda korse tedavisi verilebilir. Kendi kliniğimde özel fizyoterapist eşliğinde sirod tekniği ile tedavi uyguluyorum. Cerrahi sınıra gelmemiş çocuklara egzersizler ve spor( özellikle yüzme) öneriyorum ve bu hastaları altı ayda bir rutin düz grafilerle eğrilikte artış açısından takip ediyorum Halen büyüyen çocukta 40 dereceyi aşan skolyozda, erişkin vücudunu kazanmış hastalarda daha önce belirttiğim sırt ve bel derecelerini aşınca cerrahi müdahale öneriyorum" ifadelerinde bulundu.
" KONJENİTAL SKOLYOZLU ÇOCUKLARDA TEDAVİ YÖNTEMİ FARKLILIK GÖSTERİYOR"
Konjenital skolyozlu çocuklarda tedavi yönteminin idiopatik rahatsızlıklardan farklılık gösterdiğini ve bu hastalık türlerinde hastalığın altındaki asıl sebebin kaldırılması için çalıştığını söyleyen Cebesoy, röportajımızı şu ifadelerle tamamladı: "Konjenital skolyozlu çocuklarda ise tedaviye yaklaşım idiopatik olanlardan biraz daha farklıdır. Konjenital skolyozda bebeklik ve erken çocukluk döneminde sebebe yönelik enstrumentasyonsuz veya duruma göre enstrumentasyonlu operasyonları tercih ediyorum. Bu hastalarda alttaki sebep kaldırılmadığı müddetçe korse tedavisinin başarı şansının olmadığı kanaatindeyim. Ameliyattan sonra hasta kendini rahat hisseder hissetmez hareket vermekteyim. Bu sürede genellikle ameliyattan sonra ikinci günde rahat bir şekilde tuvalete gidebilmektedirler. Okula dönüş süreci yaklaşık bir buçuk aydır. Sportif aktivitelere altı ay izin vermiyorum."
İlginizi Çekebilir