MEMOHABERİ TAKİP ET

memo

Bugun...
11-10-2017 17:30 Kategori: SAĞLIK

Lösemi bulaşıcı bir hastalık değildir

Lösemi bulaşıcı bir hastalık değildir
  • Facebook Paylaş
  • Yorum Yaz

"Gaziantep Üniversitesi Çocuk Hematoloji-Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Sinan Akbayram, 2016 yılından beri yaklaşık 75 Lösemi tanısı koyup tedavisine başladıklarını belirterek, bölgedeki tek Çocuk Hematoloji merkezlerinden birisi olan Gaziantep Üniversitesi Çocuk Hematoloji kliniğinde Gaziantep, Kilis, Adıyaman, Urfa, Kahramanmaraş, Suriyeli 0-16 yaş grubu hastalara hizmet verildiğini söyledi."

Gaziantep Üniversitesi Çocuk Hematoloji-Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Sinan Akbayram, 2016 yılından beri yaklaşık 75 Lösemi tanısı koyup tedavisine başladıklarını belirterek, bölgedeki tek Çocuk Hematoloji merkezlerinden birisi olan Gaziantep Üniversitesi Çocuk Hematoloji kliniğinde Gaziantep, Kilis, Adıyaman, Urfa, Kahramanmaraş, Suriyeli 0-16 yaş grubu hastalara hizmet verildiğini söyledi.

Lösemi’nin bulaşıcı bir hastalık olmadığını vurgulayan Doç. Dr. Sinan Akbayram, hastaların maskeyi dış ortamdaki etkenlerden kendilerini korumak için taktıklarını ifade etti. Yaklaşık iki yıldır Gaziantep Üniversitesi Çocuk Hematoloji kliniğinde görev yaptığını belirten Doç. Dr. Sinan Akbayram, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yöneticilerimizin de desteğiyle 17 yataklı kliniğimizi 22 yataklı bir kliniğe dönüştürdük. Bu merkezimizde sıklıkla Lösemi, Anemiler, Kemik iliği yetmezlikleri, Kanama bozuklukları özellikle Hemofililer, Trombosit hastalıkları gibi Pediatrik hematolojinin birçok hastalığına tanı koyup tedavi edebilmekteyiz. Yaklaşık 1 ay kadar önce Yrd. Doç. Dr. Esra Pekpak aramıza katıldı. Böylelikle 2 öğretim üyesi ve fedakar 10 hemşiremizle hastalarımıza hizmet vermekteyiz. Önümüzdeki yıldan itibaren üniversitemize Çocuk Kemik iliği Nakil ünitesi açabilmenin gayreti içerisindeyiz. Kliniğimizde sıklıkla Lösemi hastalarının tanı, takip ve tedavileriyle uğraşmaktayız.

TEDAVİ BAŞARISI YÜZDE 80

Lösemi (Kan kanseri), kemik iliği öncü hücrelerinin kontrolsüz şekilde çoğalmalarıyla, kemik iliği ve vücudu istila etmesi sonucu gelişen malign seyirli bir hastalıktır. Bu olgun olmayan ve kontrolsüz çoğalan hücrelerin oluşturduğu lösemik hücreler kemik iliğini infiltre ederek normal kan yapımını engellemekte ve anemi, trombositopeni, beyaz küre yüksekliği veya düşüklüğü meydana getirebilmekte ve sonuçta halsizlik, solukluk, çabuk yorulma, kanama, enfeksiyonlara yatkınlık, boyunda şişlik, karın şişliği gibi çeşitli sorunlar görülebilmektedir. Akut lösemiler lenfoid (ALL) ve miyeloid (AML) olarak iki grupta ele alınırken, çocukluk çağı kanser olaylarının yüzde 30’unu oluşturmaktadırlar. Uzun süreden beri yapılan çalışmalar neticesinde tedavi başarısı yüzde 80’ler düzeyine çıkmıştır.

Akut lösemi çocuklarda en sık görülen kanser hastalığıdır ve çocukluk çağı lösemilerinin yüzde 97’sini oluşturur. Ülkemizde sıklığı 1.4/100.000 olarak tahmin edilmektedir. ALL (Akut lenfoblastik Lösemi) en sık 2-6 yaşlar arasında görülürken, Akut Miyeloblastik Lösemi (AML) sıklığı 0-2 yaş ve ergen yaş grubunda pik yapar.  Akut lösemilerin nedeni bilinmemektedir. Olguların ancak yüzde 1’inden azında bilinen bir neden saptanmaktadır. Genetik faktörlerin rolü, ailevi olguların varlığı, ikizlerde sıklığın yüksek olması, bazı yapısal genetik değişiklikler, veya genetik hastalıklar (Down sendromu, Bloom sendromu, Turner sendromu ve Klinifelter sendromu vb.) ile ilişkisinden anlaşılmaktadır. Özellikle ikizlerde aynı immünolojik antijenleri veya aynı füzyon genini gösteren kanser hücrelerinin bulunması lösemilerin anne karnında başlangıcına işaret etmiştir. Lösemi gelişimine etki eden çevresel faktörler arasında radyasyon, kimyasal maddeler ve ilaçlar önemli bir yer tutar. Sonuçta hücrelerin farklılaşmaları bozulmakta ve hızlı çoğalma özelliği kazanmaktadır.

Akut lösemilerin ilk hastaneye başvuru ve şikayetleri çok farklı olabilmektedir. Lösemide klinik bulgular kemik iliğinin ve organların tutulmasına bağlıdır. Birçok vaka ani başlangıçlı olup bulgular kemik iliği yetmezliğinin derecesi ve organlarıntutulumun farklılığına göre değişmektedir. Kanser hücresininyerleşmesi sonucu ortaya çıkan kemik iliği yetersizliği anemi, kanama ve enfeksiyonlara neden olur. Organ infiltrasyonları ise büyüme ve fonksiyon bozukluğu olarak karşımıza çıkar. Hastalığın başlangıç bulguları değişmekle birlikte olguların üçte ikisinde belirti ve bulguların süresi dört haftadan az iken, bazen de aylar süren sinsi bir gidiş görülebilir. Akut lösemili hastalarda anemiye (kansızlık) bağlı halsizlik, solukluk, çabuk yorulma, çarpıntı ve yürürken nefes darlığı, trombositopeniye bağlı cilt, cilt altı, mukoza kanamaları görülebilir. Beyaz küre düşüklüğüne bağlı olarak bakteriyel, fungal ve protozoalenfeksiyonlar görülebilir. Deri, diş eti, anal bölge, akciğer ve üriner sistem enfeksiyonları daha sık görülür. Hastalığın ilerlemesi ve tedaviye bağlı vücut direncinin düşmesi nedeni ile fırsatçı patojenler ciddi enfeksiyonlara neden olabilirler.

İştahsızlık ve kilo kaybı da hastaların çoğunda tanı anında vardır. Lösemikinfiltrasyon sonucu ortaya çıkan kemik ve eklem ağrıları ile eklem şişliği hastalığın akut eklem romatizması ya da romatizmal hastalıklar ile karışmasına neden olabilmektedir. Lenfadenopati (lenf bezi büyümesi) ve hepatomegali (karaciğer büyümesi), splenomegali (dalak büyümesi)ALL’de sıkça saptanan bulgulardır. T hücreli ALL tipinde, eğer kitle çok büyürse bazı vakalarda solunum güçlüğü, morarma, bayılma, öksürük gibi bulgular görülür. Tanı sırasında beyin tutulumu olguların %5’inden daha azında görülür. Böbrektutulumuna bağlı olarak böbrekte büyüme, hipertansiyon ve renal yetmezlik bulguları gelişebilir.

Bugün günümüzde pek çok ülkede ulusal ve uluslararası düzenlemeler ile çoklu ilaç tedavileri kullanılarak yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Bu dikkate değer başarı 1940’lı yılların sonunda kanser ilaçlarının bulunmasıyla başlamıştır. 1960’lı yıllarda kombine kemoterapi uygulanması ve 1970’li yıllarda klinik ve laboratuar özelliklerine göre risk yönelimli tedavilerin seçilmesi bu başarıyı artırmıştır ve kür oranları %80’lere ulaşmıştır. Tedavi protokolleri arasında farklılık olsa da temel tedaviler aynıdır. ALL’detekrarlama özellikle tedavi kesiminden sonraki ilk 2 yıl içinde görülür ve en sık %20 kemik iliğinde, beyin (2.sık) ve testislerde görülür. Çocukluk çağı AML’sinde ise tedavi başarısı 1960’lı yıllarda %10’un altındayken günümüzde çeşitli protokollerle kür oranları % 60-70 düzeylerine ulaşmıştır.

Burun kanaması sık ve uzun süren hastalarda ayırıcı tanıda mutlaka lösemi düşünülmelidir.

Lösemi bulaşıcı bir hastalık değildir hastalar maskeyi dış ortamdaki etkenlerden kendilerini korumak için takarlar.



Kaynak: Haber Merkezi
Editör: Haber Merkezi
HABERE YORUM YAZIN



FACEBOOK YORUM


DİĞER SAĞLIK HABERLERİ

Muhittinoğlu

gazete manşetleri MemoNews
Memo News 1.Sayı

Memo News 2.Sayı

Memo News 3.Sayı

Kahve Molası
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU